5 Haziran 2015 Cuma
Aylak Adam
İnsanoğlunun gittikçe artan yabancılaşması sadece nesneye,insana yada çevreye değil giderek kendine doğru yönelttiği bir yüzyılda yaşıyoruz.Eskiden anlamı olan herşey giderek yabancılaşıyor,anlamını yitiriyor.Sürekli içilen kahvenin ağızda kekremsi tat bırakması gibi.Giderek uzaklaşıyoruz bize dayatılan,öğretilen ve ezberletilen hayatı yaşamaktan.Ve kendimizi tamamıyla hep "o" milyonda biri aramaya adıyoruz.O'nu ararken tükeninceye kadar.
Yusuf Atılgan Aylak Adam'ında bunu anlatıyor bize işte.Toplumun çarklarında öğütülürken toplumun boğazına takılanları.Bir yerde C.'yi.Basma kalıplardan sıkılan ve hatta boğulan ve bu doğrultuda farklıyı sorgulayan ve arayan bir adam C.Ve onun hikayesi.
Kitabın başlarında çok ciddi bir odaklanma gerektiriyor.Yarısına kadar okurken zaman zaman okuduğum yerleri tekrar tekrar geçtim.Yusuf Atılgan kitabın başından itibaren bize hep ana karakterimiz hakkında yapboz parçalarını dağıtır gibi dağıtıyor.Ve gittikçe taşlar yerine oturuyor ve kitap su gibi akmaya başlıyor.
Türk edebiyatı güzel şey be kardeşim dedirten romanlardan biri daha.Okuyun,okutun...
Blade Runner:Bilim Kurguda Bir Milat
1982 yapımı olması işin kilit noktası.Ridley Scott'ın o yıllarda 30 yıl sonraki dünyayı tasvir anlayışı,teknolojik gelişmelerdeki gelinebilecek nokta üzerinden yürümesi işin ilginç tarafı.Zamanın dünyası için çok imkansız görünen yapay zeka,insan-robot teması gibi o çağın içinde çok uçuk gelebilecek bir fikrin bir yönetmende hayat bulması nazarımda bu filmi çok öne çıkarıyor.
Nitekim filmi izleyip yorumlara bakınca alt metninde filme dair birçok şeyi kaçırdığımı gördüm.Oturup ardından bir kez daha izledim.Dini göndermeler,felsefi varoluş soruları ve onlara verilmeyen yada izleyiciye bırakılan cevaplar,distopik bir gelecek...Velhasılı nev-i şahsına münhasır bir yapım olduğu kesin.
Beni ençok etkileyen ise filmin o inanılmaz karamsar,basık,boğucu ve resmen acı çeken ve çektiren atmosferi oldu.Distopik bir şaheser olduğuna şüphe yok bu nedenle.Ve bence filmin çağını aşan yapıt veyahut kült film klasmanına alınmasında yansıtılan bu muazzam atmosferşn etkisi çok büyük.
Her mükemmel filmin muhakkak mükemmel soundtrackleri olmalı tezini yine doğrulayan bir film ayrıca Blade Runner.Vangelis'in her sahne için adeta sicim sicim ördüğü müzikler müthiş tat katmış filme.
Ağır akan,atmosferiyle izleyiciyi klostorofobik bir ortama sokan,klasik vurdulu kırdılı bilim kurgunun çok ötesinde,sade ama sadeliğin zarafetini içinde taşıyan izlenmeye değer değil arşivlenmeye değer bir yapıt.
"Siz insanların aklının almayacağı şeyler gördüm. Orion'un yamaçlarında yanan hücum gemileri, Tannhauser geçidinin yakınında karanlıkta parıldayan C-ışınlarını seyrettim. Tüm o anlar zamanla kaybolacaklar, tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi. Ölmek...zamanı"
31 Mayıs 2015 Pazar
The Book Thief
Dönem filmlerini hep sevmişimdir.O yılları ustalıkla anlatan bu tarz her film nazarımda değerlidir.The Book Thief bir gece yarısı ne izlesem diye arşivimi karıştırırken karşıma çıkan o güzel filmlerden biri oldu.1938-1945 yılları arasındaki nazi almanyasını konu alan bir yapım.Lakin filmin merkezinde yahudiler veyahut savaş yok.Daha ziyadesiyle küçük bir kızın gözünden o dönemin almanyasına bir iç bakış.Baskıcı rejimin,halka dikte edilmiş zorbalığın,insanların ruhuna salınmış korkunun yansımasını anlatan bir yapım.
Markus Zuzak'ın kitabından çevrilmiş olması dahada ilginç.Bunu filmi izledikten sonra öğrendim.Ve bu tarz durumlarda filmi mi daha önce izlemeli yoksa kitabı mı daha önce okumalı sorunsalını hep düşünmüşümdür.Zaman zaman okuduğum kitaplar bende filmine göre daha güçlü gözükürken zaman zamanda izlediğim filmler kitaplara ağır bastı.Bu sebeple Markus Zuzak'ın kitabını okuma listemize ekleyerek ilerde bir karşılaştırma yapma imkanımız olur.
Başrollerinde Geoffrey Rush'ın ustalığı dikkat çekerken Emily Watson'ın soğuk ama içi sıcacık insan halindeki oyunculuğu,Sophie Nelisse'nin boyundan büyük karakteri filmi tatlı ve sıcak kılan birkaç etmenden biri.İzlemesi zor ve fakat sıcaklığı ile kanımca pişman olunmayacak bir yapım.Meraklısına duyurulur.
17 Mayıs 2015 Pazar
Futbol Ateşi
Bazen izlediğiniz bir film yada dinlediğiniz bir şarkı hayatınızdan ne kadar fazla kesit taşırsa ona karşı pozitif ayrımcılık yaparsanız.Bu ayrımcılığı yaparkende sanatsal yada edebi yönüne çok takılmazsınız.Bu kitapta benim için bu kategoriye giren bir futbol başyapıtı oldu desek abartmış olmayız.
Nick Hornby'nin resmen hayatı futbola,futbolu hayata harmanladığı bir kitap olmuş.Sayfalar arasında gezinirken kendi futbol sapkınlığımdan çok kesitle karşılaşmak bende sürekli bir tebessüm yarattı.Hornby'nin çok samimi,içten anlatımıyla birlikte adeta kubbede hoş bir seda bırakan bir kitap ortaya çıkmış.
Kitapta Hornby'nin 14 yaşlarında başlayan Arsenal taraftarlığı ve onunla kurduğu bağ üzerinden Hornby'nin bir bakış atılmış.Çokta güzel olmuş.Lakin uyarmakta fayda var.Futbolu çok özümsememişseniz birçok heyacan verci detay sizin ilginizi çekmeyebilir.Hatta kitap sizin için büyük bir hayal kırıklığı olabilir.Fakat benim gibi takıntılı bir futbol tutkunuysanız "ahanda ben" diyeceğiniz birçok hoş anekdot mevcut kitapta.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



