5 Haziran 2015 Cuma

Aylak Adam



İnsanoğlunun gittikçe artan yabancılaşması sadece nesneye,insana yada çevreye değil giderek kendine doğru yönelttiği bir yüzyılda yaşıyoruz.Eskiden anlamı olan herşey giderek yabancılaşıyor,anlamını yitiriyor.Sürekli içilen kahvenin ağızda kekremsi tat bırakması gibi.Giderek uzaklaşıyoruz bize dayatılan,öğretilen ve ezberletilen hayatı yaşamaktan.Ve kendimizi tamamıyla hep "o" milyonda biri aramaya adıyoruz.O'nu ararken tükeninceye kadar.

Yusuf Atılgan Aylak Adam'ında bunu anlatıyor bize işte.Toplumun çarklarında öğütülürken toplumun boğazına takılanları.Bir yerde C.'yi.Basma kalıplardan sıkılan ve hatta boğulan ve bu doğrultuda farklıyı sorgulayan ve arayan bir adam C.Ve onun hikayesi.

Kitabın başlarında çok ciddi bir odaklanma gerektiriyor.Yarısına kadar okurken zaman zaman okuduğum yerleri tekrar tekrar geçtim.Yusuf Atılgan kitabın başından itibaren bize hep ana karakterimiz hakkında yapboz parçalarını dağıtır gibi dağıtıyor.Ve gittikçe taşlar yerine oturuyor ve kitap su gibi akmaya başlıyor.

Türk edebiyatı güzel şey be kardeşim dedirten romanlardan biri daha.Okuyun,okutun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder